23 Mayıs 2014 Cuma

Soma ve Türkiye’nin yüzleştikleri

Felaketler ardından zor dönemleri getirir. O zor dönemler, insanların ortak bir duyguyu paylaştıkları, ortak düşündükleri zamanlardır. İşte Türkiye, Soma faciası ile şu anda böyle bir dönemden geçiyor. 
 
Yaşamını yitirenleri, birer birer kazılan mezarları, maden ocağının girişinin önünde oğullarını, babalarını, eşlerini bekleyenleri izlemek kolay değil elbette. Şu bir gerçek ki Türkiye ciddi bir sınavdan geçiyor. Bu sınav Türk halkını, bölgedeki sorumluları ve elbette hükümeti yakından ilgilendiriyor.

Dinimizde Baskı Ve Tahakküme Yer Yoktur

Güzel dinimiz İslam’ın önemli bir özelliği vardır. Kişinin yapacağı ibadetlerin Allah Katında makbul ve kabul edilebilir olması için, ibadetler içten gelerek, kalben kanaat getirilerek yapılmalıdır.
Bunun için de kişinin önce Allah'ın varlığına, dinin gerekliliğine kesin inancı gerekir. Allah’ı hür aklıyla kavraması, Kuran’ı hür iradesiyle kalben tasdik etmesi gerekir. Ancak bu şekilde tüm benliğini ruhunu dinin güzelliklerine, nimetlerine alabildiğine bırakması mümkün olabilir.

Kişinin yapacağı ibadetlerin veya hizmetlerin şuurlu yapılması da önemlidir. İslam dinini yaşayacak birinin severek ve isteyerek Müslüman olması, Allah'ın emir ve tavsiyelerini canı gönülden, kendi vicdani kanaati ile yerine getirmesi şarttır.

Örneğin kişi, kılacağı 5 vakit namazı, malından infak ederek vereceği sadakayı veya tesettürle ilgili hükümleri yalnızca Allah rızası için, isteyerek, kanaat getirerek, severek yerine getirmelidir.

17 Mayıs 2014 Cumartesi

İslam Yeniden İhya Edilecek

Dünyadaki birçok insan Kuran’dan habersiz ve buna kendini müslüman olarak adlandıran kişiler de dahil. Hatta Kuran’ı hiç okumamış, kendi türettikleri ruhbanlıklarla, batıl inanışlarla Kuran ahlakını yaşadıklarını iddia eden büyük bir kesim var. Kuran’ı değil aslında batıl bir dini yaşıyorlar ancak bunun farkında değiller.

Bu kişiler Allah’ın verdiği nimetleri haram kılıyor, güzellik, sevgi ve huzur dini olan İslam’ı haşa insanların özgürlüklerini, sevinçlerini kısıtlayan, dünyayı yaşanamaz hale getiren bir din gibi sunuyorlar. Allah’ın verdiği ve helal kıldığı nimetleri “din adına” yasak kılarak, hakkı batıl ile örtüyorlar.

Bu kesimin din anlayışlarına baktığımızda hep nefret, öfke, mutsuzluk var; hep yasaklar, hep kısıtlamalar, hep sıkıntı var. “Müslüman gülemez, mutlu, sevinçli, eğitimli, modern, bakımlı olamaz, müzik dinleyemez, dans edemez” diyorlar. Bu gibi kişilerin kalpleri, ruhları gecenin zifiri gibi kapkaranlık çünkü Hakkı uygulamıyor, hakkın yerine batılı koyuyorlar.

1 ayakkabı, 1 çorap ve 3 kardeş

Aslında yazımın başlığı Suriye’de yaşanan zorlukların bir bölümünü kısaca anlatıyor.
Suriye’den paylaşılan resimler bir mizansen değil ya da 1. Dünya savaşından kalan görüntüler değil, 3 yıldır devam eden iç savaşın resimleri bunlar.

Kışın soğuğunda tek bir ayakkabı ve tek bir çorap ile ısınmaya çalışan 3 küçük kardeşin resmine bakmak bile istemediğini yazmıştı bir kişi. Oysa bu resimlere iyi bakıp hamiyet hislerimizin güçlenmesini sağlamak çok önemli. Evinize ya da biraz daha uzağa evinizin yakınına bomba düştüğünü düşünün.

Böyle bir durumda ne çoraplarınızı yanınıza alabilirsiniz ne ayakkabılarınızı ne de yiyeceklerinizi. O anda sadece canınızı kurtarmaya çalışırsınız, o anda sadece o yerden uzaklaşmaya gayret edersiniz.

Sonrasında da yıkıntılar içinde bulduklarınızla idare edersiniz. İşte başta tarif ettiğim resimdeki kardeşlerin yaptığı bu.

8 Mayıs 2014 Perşembe

Bülent Arınç Özür Dilemeli

Neden mi?

Geçtiğimiz günlerde Bülent Arınç, katıldığı bir sempozyumda benim tertemiz, iffetli imanlı çok değerli kız kardeşlerim hakkında hoş olmayan açıklamalar yapmıştır.
Arınç söylemiş olduğu sözlerle, sadece beni ve arkadaşlarımı değil Türkiye’de yaşayan başı açık, dekolte giyinen, gülen, eğlenen, şarkı söyleyen, bikini mayo giyen, özgür yaşayan tüm kadınları büyük bir itham altında bırakmıştır.

Bülent Arınç, “İslam adına, iman adına, Kur'an adına, edep, fazilet adına, namus, ar, haya adına bir şey bulamıyorsunuz”  şeklindeki açıklamasından dolayı özür dilemelidir. Sadece bizden değil tüm başı açık, dekolte giyinen, modern kadınlardan özür dilemelidir. Türkiye’deki kadınların %90’ının başı açıktır.

Arınç, kendi inançlarına göre başı açık, diledikleri gibi giyinen, modern, gülen ve eğlenen kadınları çirkin bir hayat yaşadıkları ve namussuzluk yaptıkları yönünde bir iftiraya maruz bırakarak hedef göstermiştir. Oysa ki, Arınç’ın gelini de başı açık, mini etek giyen, dekolte kıyafetler tercih eden bir bayandır. Ve bana göre bu son derece de normaldir. Ayrıca Sn. Arınç, gelininin evlenmeden önce oğluyla bir süre flört etmiş olmasını da son derece normal karşıladığını belirtmekte ve hatta “bundan memnuniyet duyduğunu” ifade etmektedir. Dahası Arınç’ın kendisi de dekolte hanımlarla birlikte eğlenmekte, şarkılar söylemekte, fasıl yapmaktadır. Dolayısıyla tüm bunları “namussuzluk” olarak gördüğünü söylemiş olması çok büyük bir hatadır.

16 Mart 2014 Pazar

Kuran'da işeret edilen elementler ve denizlerin karalara oranı

Halepçe Ve Değişmeyenleri Değiştirmek

Bir konu tekrar tekrar hatırlanmazsa ve hatırlatılmazsa unutulabilir, yaşandığı anda çok derin etkisi olsa bile zaman içinde bu etki kaybolup, detaylar hatırlanmayabilir. Bu herşey için geçerli hatta katliamlar için bile...

İşte bu yüzden sık sık dünyadaki zulmü hatırlatmaya çalışıyoruz, işte bu yüzden kaybolan Doğu Türkistanlı kardeşlerimizi, Arakan’daki yitmişliği, Suriye’deki çaresizliği, Kırım’da geçmişte yaşanmış sürgünü, Filistin’deki zorlu hayatları anlatıyoruz, resimlerini paylaşıyoruz. Zulmü hatırlatıyoruz ki zalimlerden herkesin haberi olsun ve cesaretleri kırılsın.

8 Mart 2014 Cumartesi

Hristyanlıktaki üçleme yanılgısı 2

Hristyanlıktaki üçleme yanılgısı 1

Hayatın anlamını arayanlara…

Hayatın anlamını aramak” özellikle gençlik döneminde dikkat verilen konulardan biridir. Eğer kişi inançlı değilse çevresinden duyduğu, okuduğu ya da etkisinde kaldığı kişilerden gördüğü kadarıyla kendince çıkarımlar yapar ve sonuçlar elde eder.
Örneğin Budizme ilgi duyan birinden etkilendiyse Budizmin öğretilerini kendince mantıklı görebilir ya da ailesinde doktorlar varsa, ideali ve hayatın anlamı onun için doktor olmaktır. Bir insanın idealinin olması ve bunun için çalışması tabi ki normaldir ancak bunun tek hedef haline gelmesi, buna ulaşılmadığında hayatın anlamını yitirmesi yanlış olandır.

5 Mart 2014 Çarşamba

I AM A MUSLIM


Yalnız değilsiniz

Dünya’daki Ekonomik İstikrarsızlıklar Kuran Ahlakı’nın Yaşanmasıyla Kesin olarak Son bulur

Allah Kuran'da, mal sevgisini insanları dünyaya bağlayan konulardan biri olarak anlatır. Şüphesiz ki mal sahibi olmak, para kazanmak, bu parayla güzel bir yaşam sürmek her insanın en meşru hakkıdır. Allah dünya nimetlerini kulları için yaratmıştır. Ancak kişinin gerçekte Allah'a ait olan malı kendisininmiş gibi sahiplenmesi, yığdıkça yığması ayrı bir durumdur. İnsanın büyük bir hırsla, Allah’ı ve ölümü unutarak yaşaması, Allah'ın kendisine bahşettiği bu nimetleri ihtiyaç içindeki mazlumları görmezden gelerek sadece şahsı için harcaması ona bulaşmış manevi bir hastalıktır. Çünkü bu durumdaki bir insan ölümün yakınlığını, hayatın geçiciliğini neredeyse hiç düşünemez. Oysa insanın yaratılışının gayesi Allah'ın rızasını kazanmasıdır.

2 Mart 2014 Pazar

İMTİHANIN SIRRI VE KADERE TESLİMİYET

HABERTÜRK'TE YAYINLANAN RÖPORTAJIMIZ

'Hiçbirimizde estetik yok!'


Adnan Oktar'ın "kedicikleri" olarak tanınan Ceylan Özbudak, Aylin Kocaman ve Damla Pamir Özge Mine Sarıçam'a konuştu... 


Adnan Oktar, A9 TV’de yaptığı İslami programlarda tüm Türkiye’ye tanıttığı nam-ı diğer “kedicik”leri, onlarla yaptığı sohbetler, özellikle de onların giyim kuşam tarzlarıyla kafamızdaki tüm algıları yerle bir etti. Karşımızda dişiliklerini gizlemeyen hatta bunu hepimizden fazla gözler önüne getiren bir düzine Müslüman kadın vardı. Ne yapmaya çalıştıklarını tam olarak anlayamamıştım, gözüm sadece makyajlarına ve kıyafetlerine takılıyordu. Şimdi her şeyi onların ağzından öğreneceğiz.